Loading....

Yenikapı ruhu heyulası ve Türkiye’de yeni totalitarizm

Yenikapı ruhu heyulası ve Türkiye’de yeni totalitarizm

15 Temmuz öncesinde köşeye sıkışmış, belki de gardı inmek üzere olan Erdoğan için, Yenikapı ruhu yeni bir manevra alanı yarattı. Bunun yanı sıra ulusal ve uluslararası meşruiyet alanı kazanmasında ciddi bir zemin oluşturdu.

Olağanüstü siyasi koşullar, Türkiye siyaseti için rutin hâline dönüşmüş ve daha da korkuncu siyasi krizlere karşı bağımlı bir ruh hali toplum içerisinde hastalıklı bir yapıya dönüşmüştür. Türkiye siyasetinin olağanüstü yapısını yalnızca 15 Temmuz sürecinin yaratmış olduğu bir dalga olarak değerlendirmek hatalı olacaktır. Fakat 15 Temmuz sonrası gerek polisiye anlamda, gerekse siyasi dinamiklerin geleneksel tutumlarının dışında hareket etmeleri, tümüyle mevcut koşullarda yaşadığımız OHAL durumunu temsil edebilir.

7 Ağustos Yenikapı Mitingi belki de Türkiye siyasetinde yeni bir kırılmanın ilk adımıydı. Yenikapı Mitingi, AKP iktidarının bugüne kadar çatışma ve gerilim üzerinden yürüttüğü siyasi çalışma ve propaganda alanının dışında, yeni bir söylem pratiği sergilendiği bir zemin olarak değerlendirilebilir. Bu dönüşümün arkasındaki motivasyonu doğru okumak, Türkiye’nin siyasi geleceği açısından hayati bir önem arz etmektedir.

Yenikapı Mitingi’nde ve sonrasında medya aracılığıyla verilen mesajların özünde yatan: Darbe destekçiliği ya da AKP hükümetinin yanında olmak gerekliliği arasındaki seçeneksizlikti. Darbe karşıtlığı ve AKP Türkiye’si arasında bir zorunluluk ilişkisi olduğu imajı, Yenikapı Mitingi sonrası ortaya çıkmıştır. Hatta Yenikapı Mitingi örgütlenmesi sürecinden itibaren, muhalefet partileriyle birlik olmak ve aynı fotoğrafta yer alma arzusunun altında yatan motivasyonun da doğru okunması gerekmektedir.

15 Temmuz öncesinde köşeye sıkışmış, belki de gardı inmek üzere olan Erdoğan için, Yenikapı ruhu yeni bir manevra alanı yarattı. Bunun yanı sıra ulusal ve uluslararası meşruiyet alanı kazanmasında ciddi bir zemin oluşturdu. Kürt siyasetini alan dışında bırakarak, tepki milliyetçiliği çatısında yeni bir cephe imajı yaratıldı.

Yenikapı’da konuşan siyasi parti liderlerini referans alarak; Türkiye’nin %87’lik bir oranının kürsüde temsil edildiğini söylemek pek doğru bir yorum olmayacaktır. Her ne kadar deplasman mitingi yapan parti liderlerini yalnız bırakmamak adına o alanda bulunan partililer olsa da, ciddi eleştiriler üreten, meydanda kendisine yer bulamayan veya o meydanda durmayı kendisine yakıştıramayan milyonların varlığını göz ardı edemeyiz.

HDP’nin Yenikapı Mitingi’nde çağrılmaması kolayca geçiştirilebilecek bir konu değildir. Aksine AKP’nin milli birlik söylemini çürütecek en somut deliller arasındadır. Peki, Erdoğan, seçilmiş temsilcileri dışlayarak, milli birliğin örülemeyeceğinin farkında değil miydi? Elbette farkında, fakat toplumsal uzlaşı ve gerilimin azaltılması gibi bir siyasi argümanı zaten bulunmuyor. Bu noktada Yenikapı ruhuyla çağrılan şey kendisini gösteriyor. Bu ruh bir geçiş dönemidir. Bu hamleler Türkiye siyasetinde yeni bir kırılma noktasının dönüm noktasıdır. AKP’nin otoriter bir rejimden totaliter bir rejime geçiş evresinde Erdoğan’a nefes aldıran bir aradır. Toplumsal uzlaşı temalı bu havanın sürdürülebilirliği Erdoğan liderliğinde zaten gerçekleştirilemezdi. En büyük siyasi başarısı toplumsal gerilimi yönetebilmesi olan Erdoğan’ın, demokratik bir biçimde yönetimde kalabilmesi mümkün değildir. Her köşeye sıkıştığında, yapılan politik hataların bedelini ödeyecek bir düşmanın bulunması, Erdoğan iktidarının hayat damarıdır. Birlik ve dayanışma mesajlarının ertesi gününde tekrar Gezi Parkı’nın ve idam tartışmalarının gündeme gelmesinin başka nasıl bir açıklaması olabilir?

7 Haziran seçimlerini anımsayalım. Daha doğrusu AKP’nin CHP’yi göstermelik koalisyon görüşmelerinde düşürdüğü tuzağı anımsayalım. Tarihinde ilk defa seçim yenilgisi almış, köşeye sıkışmış AKP, yine “milli birlik ve beraberliğe en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” şeklinde başlayan cümleler kurmaya başlamış, erken seçim kararı alınmasına rağmen yasal süre gereği CHP’yi masaya çağırmıştı. Seçmenin gözünde fedakârlıkta bulunmayan parti olarak CHP gösterilmiş ve bu noktada kamuoyu üzerinde başarılı bir siyasi kampanya yürütülmüştü.

“Milli birlik ve beraberliğe ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde” mottosu Yenikapı Ruhu adı altında yeniden totaliter bir rejimin ana söylemi olarak kamuoyuna sunulmaktadır. Kanun Hükmünde Kararnameler ile evrensel hukuka aykırı uygulamalarla (masumiyet karinesinin hiçe sayılması, işkence ve kötü muamele, müsadereye varan mülkiyet hakkı ihlalleri vb.) yok edilen muhalefet bir tarafta dururken, merkez medya tarafından “Yeni Kapı Ruhuna Zarar Vermeyin” propagandası, CHP’nin politik alanını daraltmaktadır. Yenikapı’da CHP’nin düştüğü tuzak, kamuoyunda yeni bir muhalefetin örgütlenmesi zorunluluğunu sekteye uğratmaktadır.

AKP’nin yeni politik manevraları, devleti oluşturan bireylerin her türlü varoluş alanını belirleme yetkisini elde etmeye yönelik hamlelerdir. Otokratik bir yönetim sergilendiği tartışmalarının ortasında, Yenikapı ruhu adıyla kendi meşruiyetini ve kabul edilebilirliği üzerine kredi kazanma çabaları, otokratik yönetimin totaliter bir rejime dönüşme sinyallerini vermektedir. AKP’nin ütopyacı gelecek vaatlerinin (Yeni Osmanlıcı söylemler, Sünni İslamın liderliği vb.) ve sona ermeyecek bir egemenlik anlayışı iddiasıyla geliştirdiği ideolojik tutum içerisinde olduğu, kamuoyuna verilen mesajlardan anlaşılmaktadır. Bürokratik koordinasyon ve ekonominin merkezileşmesi süreci 15 Temmuz sonrası giderek hızlanmıştır. Her türlü muhalif tepkiyi terör sistemi içerisinde itibarsızlaştırarak; fiili ve psişik anlamda terör sistemi inşası durumu söz konusudur.

Mevcut şartlar ele alındığında, ekonomi, dış politika, hukuk, sosyal yaşam ve hatta muhalefetin tepki vermesi gereken sinir uçlarına dahi söz söyleme yetkisi bulunan iktidar; otoriter bir yönetimden totaliter bir rejim kurma evresine girmiş bulunmaktadır. Totalitarizme direnişin ana gövdesini laik orta sınıflarla Kürt demokratik hareketinin ve tüm sol unsurların oluşturacağı bir cephe oluşturmalıdır. CHP sığ milliyetçilik eksenli bir politikaya kendini kaptırırsa totalitarizmin daha ileri aşamasında sıranın kendine geleceğini görecektir. Adorno der ki “Bilim itaatsiz olana ihtiyaç duyar”, gelinen tarihsel uğrakta Türkiye’de siyaset de itaatsiz olana hiç olmadığı kadar ihtiyaç duymaktadır.

 

Kaynak: BirGün