Loading....

İktidar Medyayı Neden Kontrol Etmek İster?

İktidar Medyayı Neden Kontrol Etmek İster?

Foucault’a göre ideoloji ve söylem birlikte ele alınması gereken kavramlardır. Kabaca ifade edecek olursak, söylem ideolojinin dile getirilmesinde, aktarılmasında rol oynamaktadır. Yani ideolojinin yeniden üretim sürecinde ve toplumsal hayatta ifade edilmesinde etkin bir rol üstlenmektedir. Söylem konsepti, dilin işlevsel halidir. Bu yüzden söylem, yalnızca dil ile sınırılandırılmamaktadır. Söylem, bütün etkenleri ve değişkenleriyle iletişim sürecinin tamamını içeren oppozisyonel bir olgudur. Dil ise düşünceyi ve ideolojiyi taşıyan temel bir araç olarak değerlendirilmektedir. Foucault, dili ideolojik bir olgu olarak ele almaktadır. Yani “dil ideolojik bir araçtır.”

Medya ve dil arasındaki iç içe geçmiş ilişki, medyayı ideolojik bir araç haline getirmektedir. İktidar sahibi güç, kontrol altında tuttuğu kamuoyunun belli bir kısmının rızasını kazanma sürecinde, ideolojisinin ve kültürel argümanlarının yeniden üretilmesini sağlamaktadır. Devletin krizler ve toplumsal tepkiler karşısında gücünün devamlılığını sağlayabilmek için ve aynı zamanda sürdürülebilirliğin toplumsal anlamda kabul görmesi için hegemonya kurabilmesi çok önemli bir noktadır. Antonio Gramsci, ideolojik hegemonya kuramında, iktidar sahibi güçlerin, kendi ideolojilerini, felsefelerini, hakim oldukları kültürün etik değerlerini yaymak, sahip olduğu statükonun devamlılığını sağlamak ve güçlerindirmek için kitle iletişim araçlarını kullandıklarını vurgulamaktadır. Medya mesajların içeriği, hedef kitleyi oluşturan bireylerin inanç, değer, duygu, biliş, tutum ve davranışları üzerinde değişikliklere neden olmaktadır. Tutum değişimi, davranış değişikliklerine, inançlar ve bilişlerdeki değişiklikler de tutum değişimine yol açmaktadır. Bu değişiklikler, medyayı takip etme yoğunluğu ile doğru orantılı olarak değişmektedir.Egemen gücü ve iktidarı elinde bulunduranlar, ideolojinin baskı altına aldığı kitlelerin rızasını kazanırken aynı zamanda bu ideolojinin kültürel kurumlarda ve ürünlerde yeniden üretilmesini sağlamaktadır. Althusser’in ifade ettiği gibi, üretimin yapıldığı tüm aygıtlar, devlet tarafından örgütlenmiş bir yapıya sahip olsun veya olmasın, Devletin İdeolojik Aygıtlarıdır (DİA). Bu ideolojik aygıtların belki de en önemli olanı medyadır. Devlet erkine sahip olan gücün, ideolojik hegemonyasını kurmasının ve devamlılığını sağlanmasının araçlarından birisi olan medya, toplumun değişken olan dinamik yapısına uygun olarak ideolojik yeniden üretimini gerçekleştirmesi ve ideolojiyi toplumu oluşturan bireylere ulaştırıp; onların bu düşünceleri sahiplenmesini sağlayarak, ideolojik hakimiyeti ve denetimi sağlar.

Gramsci’nin hegemonya konsepti ve Althusser’ın DİA kavramları üzerinden bir medya okuması gerçekleştirdiğimizde, İktidar organizasyonunun neden medyayı kontrol altında tutmak istediği sorusuna net bir yanıt bulabilmekteyiz. Yani, ideolojik hegemonya kuramında iktidarı elinde bulunduran güçler, sahip olduğu sınıfsal ve kültürel değerler statükosunu korumak ve güçlendirmek için en belirgin kanal olarak kitle iletişim araçlarını kullanırlar. Bu noktada, medya aracılığı ile toplumsal ikna rolünü oynayarak; kitlelerin gerçeklik algınısı etkileyebilir. Kitleler farkında olmadıkları bu hegemonik gücün etkisi altında kararlar alabilirler. Medyanın bu yöndeki gücü ve yetkisi, kitlelere kolay yoldan hızlı bir şekilde ulaşılabilme başarısından kaynaklanmaktadır.

Bu ideolojik uygulamanın özünde medyanın seçme özgürlüğü sanrısı yatmaktadır. Bu sanrı, kitlelerin medya karşısında, özgürce takip etme veya etmeme kararı vermesi motivasyonu ile şekillenmektedir. Fakat, kitleye sunulan seçenekler arasından bir seçim yapma özgürlük alanı verilmektedir. Ayrıca Althusser’in değindiği gibi, devlet tarafından örgütlensin veya örgütlenmesin medya “devletin ideolojik aygıtı” dır. Bu noktada, enformasyon akışı, iktidar tarafından kontrol edilmektedir veya etki altına alınmaktadır. İktidar ve medya ortaklığında şüphe götürmeyen çıkar ilişkisi söz konusudur. Bunun da ötesinde maddi güç ile beraber medya da iktidar içerisinde yerini almaktadır.

Medyanın iktidar ile ilişkisini ele alan Peter Golding ve Graham Murdock ideolojik olarak medyanın hakimiyetini şu şekilde değerlendirmektedir: Medya çıktısının ham materyalleri, halkın tüketimine sunulma sürecinde, kültürel birer ürün haline dönüştürülmek zorundadır. Yani, diziler, haberler, belgesel programları, vs. belirli anlamların oluşturulduğu kültürel formlara dönüştürülmek zorundadırlar. Bundan dolayı, medya ürünleri toplumun ve medyanın kendi içindeki yaratıcı ilişkilerin doğası ile medya örgütleri, diğer kurumsal alanlar ve toplumsal süreçler arasındaki ilişkiler hakkında kodlanmış mesajlardan oluşur. Bu sebeple, medya ürünlerinin analizi temel olarak, biçimin içine yerleştirilmiş olan çeşitli düzeylerdeki toplumsal ve ideolojik ilişkileri açığa çıkarma girişimi olan kod açma eylemdir. Yani topluma enformasyon akışını sağlayan kanalların hepsi toplumun bilincini yeniden şekillendirmek ve kontrol altına almak amacıyla gönderilen mesajlardan meydana gelmektedir.